Loading...
ÇANAKKALE TROİA VAKFI
RÖNESANS DÖNEMİ VE SONRASI AVRUPA RESİM SANATINDA "TROİA EFSANESİ"
03 Mayıs 2020 - 22 Mayıs 2020 (Açılış Saati: 18:00)

Troia efsanesi Homeros tarafından yazıya geçirildikten sonra çağlar boyunca Avrupa kültürünü kalıcı bir şekilde etkilemiş ve birçok sanat alanında olduğu gibi, imge ve gerçek arasındaki bağlantıyı resimlerle de kurmuştur. Tanrılar ve insanları bir araya getiren ve kahramanları her zaman ön […] devamı

RÖNESANS DÖNEMİ VE SONRASI AVRUPA RESİM SANATINDA "TROİA EFSANESİ"

03 Mayıs 2020 - 22 Mayıs 2020 (Açılış Saati: 18:00)

Troia efsanesi Homeros tarafından yazıya geçirildikten sonra çağlar boyunca Avrupa kültürünü kalıcı bir şekilde etkilemiş ve birçok sanat alanında olduğu gibi, imge ve gerçek arasındaki bağlantıyı resimlerle de kurmuştur. Tanrılar ve insanları bir araya getiren ve kahramanları her zaman ön plana çıkaran resim sanatı sayesinde Troia efsanesi toplumların hafızasında her zaman canlı kalmıştır. Homeros’un İlyada ve Odysseia destanları ile yazıya geçirerek unutulmaz kıldığı Troia mitolojisi, Vergilius’un Aenias destanı ile Roma’nın ve doğal olarak da Avrupa uygarlığının tarihi haline gelmiştir. Bu nedenle de Ortaçağ şövalyeleri dahi kendi kimliklerini Troia efsanesinde aramışlardır. Troia mitolojisi, Rönesans’da etkisini yeteri kadar gösteremese de zamanla bir eğitim aracı olarak kullanılmaya başlanmış ve Aydınlanma Çağı’nda güçlü bir şekilde yeniden zirve noktaya ulaşmıştır. Bu zirveye ulaşılırken de evrensel nitelik kazanan Troia efsanesi kahramanları çağın estetiğine uygun şekilde resmedilmişlerdir.
Bu dönem resim sanatında Troia efsanesinin etkilerini anlamak amacıyla Vakfımız tarafından “Rönesans Dönemi ve Sonrası Avrupa Resim Sanatında Troia Efsanesi” isimli “4. dijital sergi ” açılacaktır. Sergimizi Vakıf internet sitesini ziyaret ederek görebilirsiniz.
İyi ve sağlıklı zaman geçirmeniz dileğiyle.
Çanakkale Troia Vakfı Yönetim Kurulu

 

TROİA EFSANESİ

Bereketli topraklara ve iyi bir ticaret ağına sahip olan Troia, savaşın olduğu dönemde Priamos isimli soylu bir kral tarafından yönetiliyordu.

Priamos’un karısı Hekabe bir gece kötü bir rüya görür. Gördüğü rüyayı kocası Priamos’a anlatır. Hekabe, rüyasında karnından alevler çıktığını ve bu alevlerin kentin surlarını sararak, kenti yaktığını görmüştür. Bunun üzerine Kral Priamos kahinlerini çağırır ve rüyayı yorumlamalarını ister. Kahinlerin başı “Soylu kralım eşiniz hamile, dünyaya bir çocuk getirecek. Bu çocuk kente uğursuzluk getirecek. Kentin yanarak yıkılmasına, yok olmasına neden olacak. Bu çocuk doğar doğmaz öldürülmesi gerekiyor. Karar sizin soylu kralımız” der. Priamos, kahinlerin söylediklerine inanır ve karısı doğurduktan sonra çocuğu güvendiği adamlarından birine verir ve öldürmesini ister. Çocuğun güzelliğinden çok etkilenen adam çocuğu kendi eliyle öldürmek yerine vahşi hayvanlar tarafından parçalanmak üzere İda (Kaz) Dağı’na bırakır. Bebeği vahşi hayvanlardan önce bir çoban bulur ve alır. Priamos’un oğlu çoban tarafından büyütülür ve İda Dağı’nda çobanlık yapar. Paris isimli yakışıklı bir delikanlı olmuştur.

Bir gün Olympos’ta çok önemli bir düğün töreni yapılır. Bu, Kral Peleus ile Deniz Perisi Thetis’in evlenme törenleridir. Bu törene, Nifak (kavga) Tanrıçası Eris davet edilmez. Bu duruma kızan tanrıça Eris, düğünü bozmak için altın bir elmanın üzerine “en güzel olana” yazarak elmayı orta yere yuvarlar. Güzellik konusunda iddialı olan tanrıçalar; Hera, Athena ve Afrodit’tir. Tanrıçaların her biri güzelin kendisi olduğunu ve elmanın kendisine verilmesi gerektiğini söylerler. O sırada Paris/Alexandros, İda Dağı’nda kendini büyüten çoban gibi çobanlık yapmakta ve kendisinin Troia Kralı Priamos’un oğlu olduğunu bilmemektedir. Baş tanrı Zeus bu olayla ilgili en güzeli çoban Paris’in seçmesini ister.

Paris elmayı kime verirse en güzel o olacaktır. Güzellik konusunda iddialı olan tanrıçalar ve onlara yol gösteren Hermes ile birlikte İda Dağı’na gelirler ve Paris’in bulunduğu ağılın üzerine inerler. Neden geldikleri Paris’e anlatıldıktan sonra Paris, tanrıçaları teker teker incelemek ister ve onlarla bu sırada yalnız başına kalır. Yalnız kaldıkları sırada her bir tanrıça Paris’in kendisini seçmesi ister ve çeşitli hediyeler teklif ederler.

Zeus’un karısı olan Hera, elmayı kendisine vermesi halinde, kendisini çok güçlü bir kral yapacağını söyler. Athena kendisine zeka ve zafer vereceğini söyler. Afrodit ise dünyanın en güzel kadını olan Sparta’lı Helena’yı onun kadını yapmayı ve aşkını vereceğini söyler. Genç Paris, ya Afrodit gerçekten çok güzel olduğu için ya da dünyanın en güzel kadınına sahip olmak için Afrodit’i en güzel seçer.

Bu nedenle Hera ve Athena Troia’ya ve Troialılara kin duymaya başlarlar. Paris de böyle bir sözden sonra dünyanın en güzel kadını ile çobanlık yaptığı dağda yaşayamayacağını anlamış ve kente, yani Troia’ya inmeye karar vermiştir. O sırada fırsat ayağına gelir. Troia’da düzenlenen bir yarışma için Troia Kralı Priamos, İda Dağı’nda yetiştirilmiş en iyi boğayı getirene ödül vereceğini açıklamıştır. Paris en iyi boğasını alarak bu yarışmaya katılmıştır. Kız kardeşi ve aynı zamanda bilici olan Kasandra onu tanımış ve oğullarını karşılarında yetişkin bir delikanlı olarak gören Hekabe ve Priamos, onun Troia’ya felaket getireceği kehanetini unutup Paris’i bağırlarına basmışlardır.

Tanrıçalar arasından en güzel seçilen Afrodit ise sözünü yerine getirmek için Paris’i Sparta Kralı Menelaos’un sarayına götürür.  Çünkü Helena Menelaos’un eşidir. Paris iyi bir şekilde karşılanır ve Menelaos’un sarayında ağırlanır. O sırada Menelaos’un anne tarafından dedesi olan Girit Kralı Katreus ölür. Menelaos cenaze törenine katılmak üzere saraydan ayrılır. Menelaos saray dışındayken Helena’nın yüreği Afrodit tarafından Paris’e sevdalandırılır ve eşi Menelaos’u, kızı Hermione’yi ve anası Leda’yı bırakıp, kralın hazinesini de yanına alarak Paris ile birlikte kaçar.

Bunun üzerine Menelaos yanına İthaka Adası Kralı Odysseus’u alarak Troia’ya gelir ve hazine ile Helena’nın geri verilmesini ister. İsteği yerine getirilmeyen Menelaos, Troia’ya savaş açmaya karar verir. Menelaos’un ağabeyi Miken Kralı Agamemnon da destek verir. Zaten Menelaos ve Helena evlenmeden önce, Helena ile birçok kral evlenmek istemiş, fakat babası evleneceği kişiye Helena’nın karar vereceğini söylemiştir. Diğer kralların da sorun çıkarmadan sonsuza kadar bu evliliğin koruyuculuğunu yapacaklarının sözünü almıştır. Helena, Menalaosu seçmiş, diğer tüm krallar da bu evliliği koruyacaklarına yemin etmişlerdir.

Herkes geçmişte verdiği bu yemini tutar ve Menelaos’un arkasında dururlar. Fakat Odysseus ve Akhilleus savaş taraftarı olmazlar. Odysseus Helena’yı suçlar. Fakat yaptığı deli numarası dahil hiçbir şey onu savaşa katılmaktan kurtaramaz ve savaşa katılmak zorunda kalır. Üstelik Akhilleus’u bulma ve ikna etme işini de ona verirler. Akhilleus ise savaşa gitmemek için kadın kılığına dahi girer. Fakat savaşa katılmaktan kurtulamaz. Akhilleus da sonunda orduya katılmak zorunda kalır. Bütün Akha (Akhaios) kralları bir araya gelir, çok büyük bir ordu kurarlar. Ordunun başına Miken Kralı Agamemnon’u getirirler.

Bütün hazırlıklar yapılmış olmasına rağmen rüzgârın bir anda kesilmesi nedeniyle gemiler Troia’ya doğru yelken açamazlar. Kâhinlerden biri, rüzgârın Artemis tarafından kesildiğini söyler. Çünkü Agamemnon onun geyiklerinden birini öldürmüştür. Agamemnon avcılığı ile o kadar övünmüştür ki Artemis onun bu kendini bilmezliğine ceza olarak rüzgârı kesmiştir. Artemis’in rüzgârı çıkarması ve Agamemnon’u bağışlaması için kızı İphigenia’yı kurban etmesi gerekmektedir. Agamemnon kızını Akhilleus ile evlendireceğini söyleyip kandırarak limana getirtir. Akhilleus da bu duruma çok kızar. Kız kurban edilirken Artemis son anda kıza acır ve yerine kurban edilmek üzere bir geyik koyar. Geyik kurban edilir ve rüzgar durur. Akha ordusu Troia’ya doğru yola çıkar. Nihayet Akha ordusu Troia önlerine gelir ve Beşik Koyu adı verilen ve daha sonra kurulan, bugünkü Yeniköy’ün güney tarafında yer alan noktadan çıkarma yaparlar.

Homeros, İlyada Destanı’nda Akha topluluklarından her birinin kaç gemiyle donanmaya katıldıklarını teker teker saymaktadır. Buna göre gemiler hesaplandığında, donanmada toplam 1199 gemi olduğu ortaya çıkmaktadır. Ayrıca bu gemilerden bazılarının 120 bazılarının ise 50 savaşçı taşıdığı belirtilir. Bunların ortalaması alındığında yaklaşık 101915 savaşçı getirildiği tahmin edilmektedir. İlyada’da geçtiği kadarıyla bu gemilerden kırk tanesi Protesilaos’a aittir. Protesilaos, Akha orduları kıyıya vardıklarında karaya ilk ayak basan savaşçıdır ve Dardanoslu bir savaşçı tarafından öldürülür. Protesilaos öldürüldükten sonra, boğazın karşı yakasında şimdiki Çanakkale Şehitler abidesinin yer aldığı noktada bulunan Elaious Kenti’nin yanı başına gömülür ve üzerine bir tümülüs yapılır.

Romalı tarihçi, yönetici, asker, Roma ve Bizans dönemi filozofu Arrianus tarafından yazılan İskender’in Seferi (Aleksandrou Anabasis) adlı eserde, bu tümülüsün İskender tarafından ziyaret edilişini şu şekilde anlatır; “Elaious’a girince, Protesilaos’un mezarının üstünde kurban kesti. Çünkü bu İlion’a sefer eden Hellenlerden, Asia’ya ilk ayak basan olarak tanınır. Kurbandan maksat, karaya çıkmanın kendisi için, Protesialos’a olduğundan daha uygun geçmesi idi.”

Protesilaos’un ölümüyle başlayan bu savaşın temel olayı, savaşın dokuzuncu yılında iken Agamemnon’un Akhilleus’u kızdırmasıdır. Bu olaya bağlı olarak gelişen diğer tüm olaylar destanda geri dönüşlerle, önceki ve sonraki olaylarla ilgili bilgiler verilerek anlatılır ve bu şekilde bütünlük sağlanır.

Dokuz yıllık savaştan kimse kimseye üstünlük sağlayamamıştır. Bu sırada Akhalar, Anadolu yakasında yer alan yerleşimleri yıkıp talan etmektedirler. Akhilleus, Edremit Ovası (Thebe) kentlerini talan ederken, Apollon Smintheus Tapınağı rahibi olan Khryses’in kızı Khryseis’i tutsak eder ve onu Başkomutan Agamemnon’a verir. Khryses, Akhalara gelerek Agamemnon’a kurtulmalık vererek kızını geri ister. Fakat Agamemnon ona hakaret eder ve kovar. Rahip bu durumdan sonra Apollon’a yalvarır ve yardım ister. Bu duruma kızan Tanrı Apollon, orduya salgın hastalık yayar. Bilici Kalkhas’ın durumu anlatması üzerine Akhilleus, Agamemnon’a kızı geri vermesini söyler. Agamemnon kızı geri verir. Fakat Akhilleus’un davranışına kızdığı için, Akhilleus’un kölesi olan Briseis’i elinden alır. Buna çok kızan Akhilleus savaştan çekilir.

Bu durumu içine sindiremeyen Akhilleus, bütün olan biteni Deniz Tanrıçası olan annesi Thetis’e anlatır. Thetis, Baştanrı Zeus’a oğlunun değerinin anlaşılması için Akhaların başına büyük dertler açmasını ister. Bu sırada savaşın dokuzuncu yılıdır ve Akhalar saldırıya geçerek Troia surlarına kadar gelirler. Daha fazla insanın ölmemesi için Paris, Menelaos’a teke tek dövüşmeyi teklif eder.

Dövüşün şartı; Paris kazanırsa, Helena Troia’da kalacak ve Akhalar geri dönecekler. Menelaos kazanırsa Helena’yı ve mallarını alarak Akha topraklarına dönecek ve savaşı bitireceklerdir.

Paris’in isteği abisi ve Troia orduları komutanı Hektor tarafından Akhalara bildirilir. Bu sırada savaş meydanının izlendiği kulede Kral Priamos ve yaşlılar oturmaktadırlar. Helena onların yanına gelir ve dövüşü beraber izlerler. Teke tek dövüşte Menelaos üstün gelir ve Paris’i öldürmek üzereyken Afrodit olaya karışır ve Paris’i görünmez yaparak savaş alanından kaçırır. Akhalar, Paris’in savaştan kaçtığını ve sözlerini tutup Helena ve hazineleri vermeleri gerektiğini söylerler. Fakat olayların başından beri Troia’ya kin duyan Hera ve Athena savaşın bu şekilde bitmesini istemezler. Troia’nın ve Troialıların yok olması onların en büyük dileğidir. Hera’nın isteği üzerine Zeus ortalığı karıştırır ve Troia tarafında savaşan Pandorus tarafından Menelaos’a ok atılmasını sağlar ve Menelaos yaralanır.

Menelaos’un yaralanması savaşı yeniden başlatır. Tanrıça Thetis’in isteğini yerine getirmek isteyen Zeus, Troialıları destekler ve Troialılar, Akhalar’a karşı üstünlük sağlarlar. Fakat Hera, bir hile ile Zeus’u uyutmayı başarır ve Deniz Tanrısı Poseidon, Akhalar’a yardım eder. Troialılar geri çekilmek zorunda kalırlar. Zeus uyandığında çok kızmıştır ve Poseidon’un savaştan çekilmesini sağlar. Apollon’u Troialılara yardım etmesi için gönderir ve kendisi de onlara destek verir. Troialıların karşısında duramayan Akhalar, gemilerinin bulunduğu noktaya kadar çekilmek zorunda kalırlar. Troialılar gemilerin önündeki savunma duvarının bir kısmını yıkıp gemileri yakmaya başlarlar. Bu durumu gören Akhilleus savaşa girmemekte kararlıdır. Fakat can dostu Patraklos’un savaşa girmesine izin verir. Patraklos, Hephaistos tarafında yapılan zırhını Akhilleus’tan ister ve Akhilleus, zırhını ve adamlarını Patraklos’a verir.

Akhilleus’un zırhıyla savaşa giren Patraklos, Troialılar tarafından Ahkilleus zannedilir. Patraklos, Hektor ile karşı karşıya gelir. Hektor Patraklos’u öldürür.  Çünkü Zeus böyle yazmıştır. Patraklos’un savaşa katılması için Troialıların Akhalar’a karşı üstün gelmelerini sağlamış ve savaşa katılan Patraklos’un Hektor eliyle öldürülerek Akhilleus’un savaşa katılmasını ve onurunu kurtarmasını sağlamıştır.

Akhilleus savaşa girer. Akhilleus ve Hektor ordularının başında savaşmaktadırlar. Troialılar surların içine kadar geri çekilirler. Surların önünde duran Hektor, Akhilleus ile karşı karşıya gelir. Akhilleus’un üzerine geldiğini gören Hektor kaçmaya başlar. Troia surlarının etrafında üç tur dolaşırlar. Hektor’un kardeşi Deiphobos’un kılığına giren Athena, Hektora durmasını söyler ve ona karşı birlikte koyabileceklerine onu ikna eder. Hektor, Akhilleus ile savaşır ve Athena’nın da yardımıyla Akhilleus tarafından öldürülür.

Hırsını alamayan Akhilleus, Hektor’u soyarak arabasının arkasına bağlar ve defalarca surların etrafında sürükler. Cesedi bırakmaz ve onu yanında götürür. Cesedin köpekler tarafından parçalanmasını istemektedir. Fakat Afrodit cesedin başında nöbet tutar, ona bir zarar gelmesini önler. Bütün tanrılar tarafından bu durum hoş karşılanmaz. Çünkü ölüye büyük saygısızlık yapılmıştır. Fakat Hera ve Athena durumdan memnunlardır. Zeus tarafından cesaretlendirilmesi ile Kral Priamos, oğlunun cesedini istemek üzere yanına zengin kurtulmalıklar alarak Akhilleus’un karargahına gider ve oğlunun cesedini geri ister. Akhilleus yaşlı adamın haline acır ve savaşın getirdiği yıkımla oturup ortak kaderlerine birlikte ağlarlar. Ceset babasına teslim edilir ve Troia’ya götürülür. İlyada Destanı da Hektor’un cenaze töreniyle son bulur.

Hektor’un cenaze töreninden sonra savaş yeniden başlar. Bu sırada Etopya Prensi Menon, büyük bir orduyla Troialıların yardımına gelmiştir. Troialılar bu sayede bir süre üstünlük sağlasalar da Menon, Akhilleus tarafından öldürülür. Akha orduları Troialıları surlara kadar kovalar. Akhilleus Troia surlarına yaklaşır ve o sırada kalabalığın arasında saklanan Paris, zehirli okuyla Akhilleus’u topuğundan vurur ve Akhilleus ölür.

Aias, Akhilleus’un cesedini savaş meydanından taşır. Akhilleus’un cesedi yakılır ve Patraklos’un külleriyle aynı tümülüse gömülür.

Bu ölümün sebebi Deniz Perisi Thetis’dir. Akhilleus’u doğurduğu zaman, onu ölümsüz yapmak için ölümsüzlerin yıkandığı Styks Irmağı’nın sularına topuğundan tutarak sokar. Topuğun tutulduğu yer ıslanmamış ve o nokta onu ölümlü kılmaktadır ve Paris, Akhilleus’u bu noktadan vurmuştur.

Akhilleus’un ölümünden sonra zırhının Odysseus tarafından oğlu Neoptplemos’a verilmesi üzerine Aias da intihar eder. Bu kahramanların ölümü Akhaların gücünü zayıflatmıştır. Fakat savaş devam eder ve Paris, Akhilleus’un oğlu Neoptolemos tarafından öldürülür. Her şeye rağmen Troia surları halen aşılamamıştır ve surların içine girmeden savaş bitmeyecektir. Akhaların en akıllı savaşçısı Odysseus tarafından bir tahta at yapılır. İçine Akha savaşçıları konur. Ordu, Tenedos (Bozcaada) arkasına saklanmıştır. Atın yanında nöbetçi bırakılan ve Troialıları ikna etmesi için görevlendirilen Sinon, Priamos’a götürülür ve bütün hünerlerini göstererek Priamos’u ikna eder.

Tahta atın Tanrıça Athena için yapılmış bir sunak olduğunu, o nedenle bu kadar büyük yapıldığını ve içeri alınmaması durumunda Tanrıça Athena’nın Troialılara yeni felaketler getireceğini ve kendisinin de Akhalar tarafından kurban seçildiğini, karanlıktan yararlanarak kaçtığını ve bu nedenle Troialılardan yana konuştuğuna kralı ikna eder.

Bu duruma Rahip Laokoon ve Priamos’un kızı bilici Kasandra inanmazlar. Sinon’a inanılmaması gerektiğini ve atın yakılmasını öneren rahip Laokoon, Poseidon tarafından denizden gönderilen iki büyük yılan tarafından iki oğlu ile birlikte öldürülür. Troialılar bu olaydan sonra, zaten biliciliği Apollon tarafından geri alınan Kasandra’nın da söylediklerini dinlemezler. Kentin batı kapısı genişletilir ve at içeri alınır.

Sonunda savaş bitmiştir. İçkiler içilir, eğlenceler yapılır. Gece yarısı herkes uyurken, Odysseus ve askerleri atın içinden çıkarlar ve nöbetçileri öldürürler. Sinon tarafından verilen işaretle Troia’ya yaklaşan Akhalar’a kapıları açarlar. İçeri giren Akhalar ve Troialılar arasında büyük bir çatışma olur. Akhalar da büyük kayıplar verirler. Fakat Troia Kralı Priamos’un da Akhilleus’un oğlu Neoptolemos tarafından öldürülmesi ile Troia liderlerinin hepsi öldürülmüş olur.

Tanrıça Afrodit’in oğlu Aenias, babası Ankhises ve oğlu Ascanius bu savaştan Afrodit tarafından kurtarılırlar. Troia’dan kaçarlar ve uzun bir yolculuktan sonra İtalya’ya ulaşırlar.

Orada Etrüsk kralının kızı ile evlenen Aenias yeni bir kent kurar. Roman’ın kurucuları olan Romus ve Romulus bu kentten gelir ve Aenias’ın soyundandırlar.

Helena ise, Paris’in ölümünden sonra savaş devam ederken Anadolu topraklarında halen uygulanmakta olan bir gelenekle Paris’in kardeşi Deiphobos ile evlendirilir. Troia’nın yıkılıp yakılmasından sonra Helena sağ kalır ve Afrodit’in yardımıyla Menelaos’a geri döner. Menelaos bu güzel kadına kıyamaz ve onu tekrar kabul eder. Birlikte Yunanistan’a dönerler.

Homeros destanlarından, sonraki dönemlerde Akhaların korkunç yüzlerinin göstermemek adına çıkarıldığı düşünülen bölümler, Aigias’ın Nostoi, Eugammon’un “Telegonia”, Leskhes’in “Mikra İlias”, Arktinos’un “İliou Persis” ve “Aethiopis” ve Stasinos’un “Kypria” gibi birçok eserde ele alınmıştır. Bunlardan bir tanesi de Kral Priamos’un küçük kızı Poliksena’nın Akhilleus’un mezarı başında kurban edilişidir. Kurban sahnesinin en detaylı şekilde ele alındığı eserler ise Euripides’in “Hekabe” ve “Troialı Kadınlar” ile Seneca’nın “Troi’lı Kadınlar” eserleridir.

Akhilleus çeşme başın­da görüp âşık olduğu Troya Kralı Priamos ile karısı Hekabe’nin en küçük çocuğu olan Poliksena ile evlenemeden ölmüştür. Troia alındıktan sonra Akhalar geri dönecekleri sırada Akhilleus’un ruhu mezarından çıkar ve onları çağırarak mezarı başında Poliksena’yı kurban etmedikleri takdirde denizlerin kendilerine yol verme­yeceğini söyler. Kurban edilmesine karar verilir. Bunu duyan annesi Hekabe ile Poliksena arasındaki diyaloglara Euripides’in “Hekabe” tragedyasında yer verilmiştir. Hekabe, kızına kurban edilmesi için karar verildiğini haber verir ve sonunda Odysseus gelir ve Poliksena’yı alır. Odysseus’a yalvaran Hekabe, kızının yerine kendisinin kurban edilmesini istese de karar değişmez ve Poliksena Akhilleus’un oğlu Neoptolemos tarafından kurban edilir.