Loading...

Troia Antik Kenti

Troia Antik Kenti
Troia Antik Kenti

Troia Antik Kenti

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteği ve İÇDAŞ’ın sponsorluğunda, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nden Prof. Dr. Rüstem ASLAN başkanlığında kazısına devam edilen Troia Ören yeri, Çanakkale ili, Tevfikiye köyü sınırları içinde, Karamenderes (Skamandros) ve Dümrek (Simois) ırmaklarının vadileri arasındaki kalkerli bir platonun eteğinde, Ege Denizi kıyısından 6 km ve Çanakkale Boğazı kıyısından 4.5 km uzaklıkta, stratejik öneme sahip bir konumdadır. Bölgede oturan İngiliz konsolos Frank Calvert, Hisarlık tepesinin bir höyük olduğunu anlamış ve burada Troia’yı aramak için, 1863’ten başlayarak küçük çaplı kazılar yapmıştır.

Schliemann yönetiminde yapılan daha büyük çaplı kazılar ise 1870’teki ilk sondajdan sonra 1871-73, 1878, 1879, 1882 ve 1890’da gerçekleştirilmiştir. Onun ölümünden sonra çalışma arkadaşı, mimar Wilhelm Dörpfeld, kazı projesini 1893 ve 1894’te yürütmüştür. Daha sonra ise 1932-38 yılları arasında Amerikalı arkeolog Carl W. Blegen Troia’daki kazı çalışmalarını gerçekleştirmiştir. Yeni dönem kazıları ise 1988 yılında Alman arkeolog M. Osman Korfmann tarafından,  ölümü 2005 yılına kadar devam ettirilmiştir.

Troia, mitolojik, tarihsel ve arkeolojik değerleri nedeniyle 1996 yılında çevresiyle birlikte Tarihi Milli Park olarak ilan edilmiş, 1998 yılında ise ören yeri Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alınmıştır.  UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alınışının 20. yılı olması nedeniyle 2018 yılı Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından “Troia Yılı” ilan edilmiştir.

Troia, MÖ 3000’den MS 500’lere kadar sürekli yerleşim görmüştür. Yapı malzemesi olarak genellikle kerpiç kullanılmıştır. Bu nedenle uzun yerleşim silsilesi sonrasında farklı kent katmanlarının olduğu yapay bir tepe oluşmuştur. Gerçekleştirilen kazılar sonrasında burada 10 farklı kent katmanı ve 50’den fazla yapı evresi tespit edilmiştir. Bu kentler özetle: Troia I-III (Kıyısal Troia Kültürü): Özellikle Akdeniz bölgesindeki bu dönem yerleşmelerinin dağılımı nedeniyle bu isim verilmiştir. Bu dönem MÖ yaklaşık 3000‘de başlayıp 2200‘e kadar devam eder. Troia IV-V: Anadolu Karekterli Troia Kültürü: MÖ 2200‘lerde başlayıp 1700‘lere kadar devam eder. Troia VI-VII ise (MÖ 1700‘den 1100‘lere kadar ) arekologlar tarafından Yüksek Troia Kültürü olarak tanımlanmıştır. Troia VIII’de ise birkaç yüzyıllık bir yerleşme boşluğundan sonra MÖ 700‘lerde başlayan Grek yerleşmesi MÖ 85‘lere kadar devam eder.  Troia IX’da MÖ 85‘lerden MS 500‘lere kadar bir Roma yerleşmesi bulunmaktadır. Troia X’da ise 12. yüzyılda başlayan Bizans yerleşmesi 13. yüzyıla kadar sürmüştür. Bu tarihten sonra da o dönemdeki büyük politik değişiklikler nedeniyle Troia, kültür hayatındaki eski önemini kaybetmiştir. 17. yüzyıldan itibaren ise özellikle Avrupalı aydınların artan Troia ilgisi, Heinrich Schliemann’la doruk noktasına ulaşmış ve bu önem günümüze kadar devam etmiştir.

Troia kentinin asıl önemi,  Homeros’un İlyada Destanı’nda anlattığı Troia Savaşı’na sahne olmasıdır. Homeros, MÖ 8. yüzyılda İzmir (Symrna)’de doğmuştur. Homeros’u ölümsüz kılan özellik ise,  MÖ 8. yüzyıldaki sözel gelenekle anlatılarak gelen destanları İlyada ve Odysseia‘yı yazıya geçirmiş olmasıdır.  İlyada Destanı Troia Savaşı efsanesinin küçük bir bölümünü kapsamaktadır. Akhilleus’un, orduların yöneticisi Agamemnon’a karşı öfkesi sonucunda, savaştan çekilmesiyle başlar. Destan Akhilleus’un savaşa dönmesi ve Troialı kahraman Hektor’u öldürüp, cesedini savaş arabasının arkasına bağlayıp Troia surlarının etrafında sürüklemesi ve daha sonra Hektor‘un ölüsünü babası Priamos’a vermesiyle bitmektedir. İkinci destan Odysseia’da ise kenti almayacaklarını anlayan Greklerin Troia Atı hilesi anlatılmaktadır. Akhalar tahta bir at yapıp en güçlü askerlerini atın içine saklarlar. Atı hediye olarak kentin önüne bırakıp saklanırlar. Bu hileye kanan Troialılar atı kentin içine alırlar. Gece atın içinden çıkan askerler de kent kapısını açarak düşmanın kente girmesini sağlarlar.

Troia’nın uygarlık tarihindeki önemini şöylece özetleyebiliriz: Anadolu topraklarındaki sistematik ilk tarih öncesi dönemi kazısı Troia’da başlamıştır. Antik Grek tapınak planının öncüsü olan megaron yapılarının en görkemlileri MÖ 3000’den itibaren Troia’da görülmektedir. Demirin daha bilinmediği dönemlerde MÖ 2500’lerden itibaren Troia’da kesme taş tekniği ile duvar örgülerine rastlanılmaktadır.

Troia II dönemini (MÖ 2550-2250) tabakaları arasından çıkartılan ve Schliemann‘ın Türkiye’den kaçırdığı ve hatalı bir şekilde “Priamos Hazinesi“ olarak adlandırılan hazine buluntuları, Troia’nın Mısır’dan Mezopotamya’ya kadar olan ticaret ağını belgelemektedir. Anadolu’daki ilk hızlı çömlekçi çarkının yoğun bir şekilde kullanımı MÖ 2500’de Troia’da ortaya çıkmıştır. Troia antik kenti, Persli komutan Kserkes’ten, Büyük İskender’e, Hadrian‘a ve Fatih Sultan Mehmet’e kadar pek çok hükümdar ve komutanın Batı ve Doğu’yu birleştirme çabaları sırasında ziyaret edip, kurban kestikleri Anadolu’daki en önemli antik kenttir.